Kimdi Şemsi Tebrizi'yi yollara düşüren? Konya'da kör bir kuyuda son bulan ateş sadece Mevlana mıydı?
Ve darağacında Hallaç Mansur'u tebessüm ettiren. Üzerine taş yağdığında bile sabrettiren. Ancak dostlarından biri bir gül attığında ta ciğerinden ah ettiren kimdi?
Geçmişin o muhteşem gönül erleri buna" sır " diyorlardı. Her sevenin, her yakin sahibinin bir sırrı vardı. Bu sırrı faş etmek, açıklamak olmazdı, olabilmezdi. Hallaç Mansur birazcık açıklamak istedi, başından oldu.
İşte bu sır yakin mertebelerinin en üstünü olan Hakkal Yakin'di. Bu mertebeye seyr-i sülük denilen uzun ince bir yolu katetmekle yani çetin riyazetlerle ulaşılabilir derler. Ancak bazı gönül erleri Hakkal Yakin'e Hak vergisiyle bir çırpıda ulaşmışlardır.
Kimileri de Hak aşığı Yunus Emre'nin:
Tecelliden nasib ermiş kimine,
Kiminin maksudü bundan içerü.
dediği gibi yakin'i belkide yüreklerine hitap eden bir Kuran tilavetinde kendini tutamayıp " Allah " diye inlediğinde,
- Şemsi Tebrizi'nin şehadetini okurken onunla birlikte " Allah! " diye haykırdığında,
- Ve hatta içine işleyen bir türkü veya uzun hava ile, ney ve rebab sesiyle kalbinin tutuşmasında, göz pınarlarına hucüm eden göz yaşlarında bir nebze olsun yaşayabiliyorlar.
Hakkal yakinin bu zerre nisbeti bile öyle bir şeydir ki dille tarif etmek, anlatmak mümkün değildir. Ancak tatmak, yaşamak gerekir.
Biraz daha fazlası ise kaybolmaktır. Herşeyi geride bırakıp, ardında hiçbir iz bırakmadan yitip gitmektir.
Tıpkı bir zamanların Belh sultanu İbrahim Ethem gibi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder