Gerek ayeti kerimeler ve gerekse hadisi şeriflerde çok sıkı vurgulanan bir öğüt olan dünya malına değil ahirete önem vermek; tarih boyunca kimilerince hep yanlış anlaşılmış ve yanlış değerlendirilmiştir. Dünya malına önem vermemek deyince dünyadan elini eteğini çekmek, çalışıp kazanmayı hor görmek ve hiç durmadan ibadet etmek anlaşılmıştır.
Bu gibi kimselerin yanlış anlamaları ve bunu bir dini kural olarak kabul ettirmeleri yüzünden İslam memleketleri geri kalmış, dünyanın zenginliği Hristiyan batıya akmış, batı bu sayede ilim ve teknolojide çok ileri gitmiştir.
Halbuki ne ayeti kerimede, ne de hadisi şeriflerde böyle birşey emredilmemiştir. Burada bildirilen haram ve mekruhlardır. Yani dünya malının haram ve mekruhlardan değil helal yoldan kazanılmasıdır.
Bu bakımdan hayatını alın ve teri göz nuru dökerek kazananlar başta asrı saadet olmak üzere her zaman baş tacı edilmişlerdir. Resulullah efendimiz bir gün hurma bahçesinde durmadan çalışan bir işçinin ellerini görmek istemiş, sonra da bu kocaman nasırlı elleri tutup öpmüştür. Resulullah " Bir kişi için en helal kazanç kendi elinin kazancıdır " diye buyurmuştur.
Kulluğun temeli helal yeme, haramlardan kaçma üzerine bina edilmiştir. Allah'a giden yolun 10/9'u helal kazanıp helal yeme üzerindedir. 10/1 ise ibadetlerdir. Üstelik bu 10/1'in kabul edilmesi de helal yemeye, haramlardan kaçmaya bağlıdır.
Öyle ibadet eden kimseler vardır ki, bunlar hiç durmadan ibadet eder ve sonra semaya ellerini kaldırıp dua ederler.Halbuki bu kimselerin yediği haram, giydiği haramdır. Hiç bunların ettiği dua kabul edilir mi?
Büyüklerden biri bilmiyerek şüpheli bir et yemiş ve sonradan bunu öğrenince kırk gün boyunca et yemeyerek farkında olmadan yediği bu şüphelinin zararından kurtulmaya çalışmıştır.
Bir müslümanın helalinden çok mal ve para kazanması kötü değil bilakis çok iyi birşeydir. Hadisi şerifde buyruldu ki " Ahir zamanda mal müminin silahı olacaktır"
Bu nedenle inançlı bir kimsenin meşru yollardan, haramdan kaçarak zengin olmasında bir mahzur yoktur. Farz olan ibadetlerini yerine getirmesi ve elinden geldiğince emri maruf, neyhi anil münker yani iyiliği emretmek, kötülükten sakındırması şartıyla bütün mesaisini işi için harcayabilecektir.
Hatta o kadar ki " Bir müslüman kendisinin ya da bir başkasının malına bir zarar göreceğini görse kılmakta olduğu namazını bozabilir " Namazı kasten bozmak günahtır. Yoksa helal yoldan kazandığı bir malın çalınmasına, zayi olmasına ses çıkarmamak değil...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder