16 saate ulaşan süresi ve zaman zaman 35 dereceye ulaşan sıcakları ile imtihanı ve aynı oranda da sevabı büyük bir ramazan ayını geride bırakarak sevinç zamanı olan ramazan bayramına ulaştık. Çevremden ve geçmiş senelerdeki gözlemlerimden biliyorum, önceleri büyük bir ciddiyetle ve hatta iştiyakla oruca başlayan çok kimse biraz sıkıyı görünce bu paha biçilmez ibadeti bıraktılar ama hikmeti Hüda, bu yılın ramazanı yukarıda da belirtildiği gibi,bir hayli zorlu geçmesine rağmen en ummadığım insanlar sonuna kadar sebat ettiler ve oruçlarını bırakmadılar. Açlık ve yüksek sıcaklığa rağmen kimse susuzluktan şikayet etmedi. Yalnızca biraz uykusuz kaldıklarını söylediler o kadar.
Acaba insanların içindeki ibadet sevgisi giderek artıyor mu? Rabbimizin emir ve yasakları gönüllerimizde sarsılmaz bir yer mi ediniyor? Gerçekten de oruç ibadeti söz konusu olduğunda bu kanaatın doğru olduğu ortaya çıkar. Çünkü oruç tamamen kul ile Allah arasında olan ve kulun yüzde yüz gönüllü katılımıyla yapılan bir ibadettir. Etrafa oruç tutuyorum diye göstererek tenha bir yerde gidip atıştırırsanız sizi Allah'tan başka kim görebilir?
Bu niteliği dolayısıyla mükafatı çok yüksek olan oruç ibadeti kişiye çok şeyler katıyor. Ahirete kalan mükafatı bir yana insanı olgunlaştırıyor, inceltiyor, sabır sahibi yapıyor ve en önemlisi yalnız kendini değil başkaların da düşünmeyi onlar için birşeyler yapmayı öğretiyor.
Oruç ibadetinin tasavvufta da çok önemli bir yeri vardır. Riyazet çekmek yani nefsini hizaya getirmenin başlıca yolu oruçtan geçer.Bu yola girenler çilehanelere girerek nefsiyle mücadele etmek için aç kalmayı gösteriş için yapmazlar. Hak'la arasında en kalın perde olan nefsi emmarenin mağlüp edilmesi ona istediği şeyleri vermemekle olur. İşte bunun tek yolu oruç tutmaktır. Hatta o kadar ki yalnızca su ve ekmekle yapılan iftarlarla devam ettirilen bir oruç..Bu katiyen nefsine zulmetmek değildir. Ancak herkesin harcı da değildir. Yani ancak bu yola baş koyanların yapabileceği bir iştir. Bu yola giren sonunda nasıl bir devlete kavuşacağını bilmektedir.
Tıpkı bizlerin oruçlu geçen sayılı günler sonunda bayrama kavuşacağımızı bildiğimiz gibi...
30 Ağustos 2011 Salı
8 Ağustos 2011 Pazartesi
BİR ALLAHKULUNDAN DİNLEDİKLERİM - 2
Şebden olmaz şeker, ne kadar kaynatsan kaynat, cinsine çeker
Üstadımız bu defa bir atasözüyle başladı sözlerine. herkesin bildiği bir atasözü olmasına rağmen yılların tecrübe imbiğinden süzüldüğü için bambaşka bir anlam kazandı.
Şeb yani şap ne kadar kaynatılsa kaynatılsın şekere dönüşerek, o acı tadını bırakıp tatlı olamıyacağı gibi, karakteri şekerle değil şapla yoğrulmuş kimseler ne kadar uğraşılsa uğraşılsın değişmezler. Ziya Paşa'nın da dediği gibi " Merkebe altın palan ursan merkeplik vasfı değişmez " Akrebin asla bal yapamıyacağı gibi o da hasletinin gereğini yapar.Asla cibiliyetini değiştirmez.
Üstad sözlerinin burasında Osmanlı tarihinden Serasker Hüseyin Avni Paşa örneğini verdi. Vaktiyle İsparta valisine bir mektup gelir. Payitahtta yetiştirilmek üzere oğlunu göndermesi istenmektedir. Ancak biricik evladını gözü önünden ayırmak istemeyen vali, hizmetinde çalışan bir eşekçinin oğlunu kendi oğlu yerine İstanbul'a gönderir. Gözü kara, yırtık bir çocuk olan Hüseyin Avni büyüyünce hızla yükselerek paşa olur ve seraskerlik gibi çok yüksek bir makama erişir. Ancak tiynetinin gereğini yapmaktan geri durmayan Hüseyin Avni Paşa velinimeti Sultan Abdülaziz'in katline bizzat iştirak eder. Yapmadığı şenaat kalmaz. Sonunda da şehid sultanın kayinbiraderinin kurşunlarıyla can verir.
Bunun gibi yüzlerce örnek gösterir ki işler, makamlar, mansıplar mutlaka ehline verilmelidir. Hatta kız alırken bile " Çöplükte biten güle " itibar edilmemelidir.
Üstadımız sözlerini hoş bir anekdotla bitirir: " Vaktiyle büyüklerden biri karga ile güvercini birlikte uçarken görmüş. Meğerse ikisi de körmüş bunların. "
Üstadımız bu defa bir atasözüyle başladı sözlerine. herkesin bildiği bir atasözü olmasına rağmen yılların tecrübe imbiğinden süzüldüğü için bambaşka bir anlam kazandı.
Şeb yani şap ne kadar kaynatılsa kaynatılsın şekere dönüşerek, o acı tadını bırakıp tatlı olamıyacağı gibi, karakteri şekerle değil şapla yoğrulmuş kimseler ne kadar uğraşılsa uğraşılsın değişmezler. Ziya Paşa'nın da dediği gibi " Merkebe altın palan ursan merkeplik vasfı değişmez " Akrebin asla bal yapamıyacağı gibi o da hasletinin gereğini yapar.Asla cibiliyetini değiştirmez.
Üstad sözlerinin burasında Osmanlı tarihinden Serasker Hüseyin Avni Paşa örneğini verdi. Vaktiyle İsparta valisine bir mektup gelir. Payitahtta yetiştirilmek üzere oğlunu göndermesi istenmektedir. Ancak biricik evladını gözü önünden ayırmak istemeyen vali, hizmetinde çalışan bir eşekçinin oğlunu kendi oğlu yerine İstanbul'a gönderir. Gözü kara, yırtık bir çocuk olan Hüseyin Avni büyüyünce hızla yükselerek paşa olur ve seraskerlik gibi çok yüksek bir makama erişir. Ancak tiynetinin gereğini yapmaktan geri durmayan Hüseyin Avni Paşa velinimeti Sultan Abdülaziz'in katline bizzat iştirak eder. Yapmadığı şenaat kalmaz. Sonunda da şehid sultanın kayinbiraderinin kurşunlarıyla can verir.
Bunun gibi yüzlerce örnek gösterir ki işler, makamlar, mansıplar mutlaka ehline verilmelidir. Hatta kız alırken bile " Çöplükte biten güle " itibar edilmemelidir.
Üstadımız sözlerini hoş bir anekdotla bitirir: " Vaktiyle büyüklerden biri karga ile güvercini birlikte uçarken görmüş. Meğerse ikisi de körmüş bunların. "
Kaydol:
Yorumlar (Atom)