Rahmetli Necip Fazıl, mürşidi Abdülhakim-i Arvasi hazretlerinden işttiklerini biraz daha açarak " Tanrıkulundan Dinlediklerim" adlı kitabında toplamıştı.
Biz de karınca kaderince o büyük mürşitle aynı soydan gelen ancak tevazu ve şöhretten kaçmaktan olacak ismini vermek istemeyen alim ve fazıl bir zattan duyduklarımızı " Bir Allahkulundan Dinlediklerim" başlığı altında ve kendisinin affına sığınarak biraz açarak anlatmaya çalışacağız:
İşte ilk sözler:
" Ekmekle kitabı çöpe atan bir toplum olduk. Ekmekle kitabı çöpe atanlar sonunda kendileri de çöpe gitmeye mahkümdurlar "
Aslında hakkında uzun makaleler ve hatta kitaplar yazılabilecek bir konu.
Eskiden baştacı edilen iki değerin, ekmekle kitabın artık hor görülerek çöpe atılması.
Bu iki önemli nimeti kolay ele geçirdiğimizden ve bir eli yağda bir eli balda yaşadığımızdan mı nedir, nimetin yani ekmeğin kıymetini bilmiyoruz. Büyük şehrin sayısız çöp konteynerlerinde her gün tonlarca ekmek çöpe atılıyor. Tarladan soframıza gelene kadar dökülen nice alın terini hiç düşünmeden biraz bayatladı diye ekmeği çöpe atmaktan hiç çekinmiyoruz.
Aynı şekilde dini olsun olmasın eskiden büyük hürmet gösterilen kitaplar da okunsun okunmasın çöp tenekelerine tıkılıyor.
Okul çocukları sınıflarını geçince - devlet bedeva verdiğinden mi? - ilk iş olarak kitaplarını çöpçüye veriyor. Ve o kitaplar tek bir satırı değiştirilmeden tekrar aynen basılıyor.
Böylece gerek ekmek ve gerekse kitap israfından yüzlerce milyon lira çöpe gidiyor.
Bu derece saçıp savuran bir toplum iflah olur mu? İki yakası bir araya gelebilir mi? Herhalde üstadımızın dediği gibi kendisi de çöpe gider.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder