Bizim pencereler yele karşıdır
Muhabbet dediğin karşı karşıdır
Girer isen bu sinemde neler var
Gülüp oynadığım ele karşıdır
Sabahın seheri günden ileri
Ben kimi sevmişim senden ileri
Ziyaret olmuşsun kurban istersin
Kurban bulamadım candan içeri.
Bir sabah evinde ölü bulunan bir Türk Halk Müziği sanatçısının ( Bircan Pullukçuoğlu) öğrencileriyle çalışmak için seçtiği türkü..
Yazmaya çalıştığı,
ancak yarım kalan notalar..
Kimbilir yüreğinde nasıl bir kor vardı.
Öyle bir kor ki anlatması mümkün değildir..Ancak yaşayan bilir..
Bu bir çeşit " Yakin Sohbeti" gibidir.
SEMİH RİZEVİ- YAKİN SOHBETLERİ
19 Ocak 2016 Salı
2 Ocak 2016 Cumartesi
BU DA GELİR BU DA GEÇER AĞLAMA..
Bu dünya için ağlayıp üzülmeye, yeise kapılmaya gerek yoktur. Hiçbir kış kararıp kalmaz.
Ne de olsa kışın sonu bahardır.
Ümitsizlikten sonra nice ümitler, karanlıkların sonunda nice güneşler var..
2 Ocak 2015 Cuma
MEVLİT KANDİLİ..
Mevlit kandili ramazana kadar sürecek mübarek kandiller dizisinin ilk halkası..
Peygamber efendimizin dünyaya geliş müjdesinin en güzel kokulu çöl çiçekleri gibi her tarafa yayıldığı gece..
Hani haziranda ıhlamur çiçekleri havayı nasıl ıtırla doldurursa sıradan bir Mekke gecesi de öyle oldu.
Ve o günden beri kutlu mevlidin gölgesi düştü üzerimize..
Gaflet içinde yaşarken hayatımızı..
Mevlitle silkinir uyanırız birden..
Kendimize geliriz şöyle bir..
Neler yapıyoruz biz? Neyle uğraşıyoruz?
Hangi çıkmaz sokaklardayız?
Geliriz kendimize biraz..
Diğer kandilleri bekleriz.
Miracı,beratı ve kadir gecesini...
Arkasından da kutlu ramazanı..
Bunlar da uyandırmazsa bizi..
Ümitler gelecek seneye mi?
Artık uyanabilmek için..
Yeni bir mevlit kandilinde mi?
Yoksa uykuda olduğumuzu..
Acı bir şekilde öğreneceğimiz..
Öteki alemde mi?
Peygamber efendimizin dünyaya geliş müjdesinin en güzel kokulu çöl çiçekleri gibi her tarafa yayıldığı gece..
Hani haziranda ıhlamur çiçekleri havayı nasıl ıtırla doldurursa sıradan bir Mekke gecesi de öyle oldu.
Ve o günden beri kutlu mevlidin gölgesi düştü üzerimize..
Gaflet içinde yaşarken hayatımızı..
Mevlitle silkinir uyanırız birden..
Kendimize geliriz şöyle bir..
Neler yapıyoruz biz? Neyle uğraşıyoruz?
Hangi çıkmaz sokaklardayız?
Geliriz kendimize biraz..
Diğer kandilleri bekleriz.
Miracı,beratı ve kadir gecesini...
Arkasından da kutlu ramazanı..
Bunlar da uyandırmazsa bizi..
Ümitler gelecek seneye mi?
Artık uyanabilmek için..
Yeni bir mevlit kandilinde mi?
Yoksa uykuda olduğumuzu..
Acı bir şekilde öğreneceğimiz..
Öteki alemde mi?
1 Ocak 2015 Perşembe
BİR ALLAH KULUNDAN DİNLEDİKLERİM:
MÜMİN MÜMİNİN İLACIDIR
Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur
derler. Cemiyet halinde yaşamaya mecbur insan birbirine muhtaçtır. Hele bir de
araya dostluk girdi mi o insanlar birbirini görmeden yapamaz. Bunu daha da
ilerisi insanların birbirini Allah için sevmesidir. Allah için birbirine
muhabbet duyanlar O’nun rızası için bir araya gelir, O’nun rızası için
dağılırlar. Bu yüzden de mümin müminin ilacıdır denilmiştir.
Dost yokluğundan yorgun olan kalbe üç
gün ilim ve hikmet verilmezse o kalp ölür. Tekrar dirilebilmesi için müminlerin
bir araya gelmesi ihtiyacı olan bu manevi gıdaları susuz bir insan gibi kana
kana içmesi icab eder.
İnsanların bir araya toplanması için
Cenab-ı Hak’kın bir lütfü olan bayramlar uzun bir zamandır bir tatil vesilesi
olarak görülür oldu. Kimi insanlar daha arefe gününden arabalarına binip, tatil
yörelerine doğru yola çıkıyorlar. Dini vecibeler, ana baba, kardeş, ahbap yaren
ziyaretleri akıllarına bile gelmiyor. Halbuki bayramlar çöldeki vaha gibidir.
Nasıl ki çölde kalan bir kimse vahaya koşup, kana kana su içmek isterse, bütün
bir yıl çeşitli manevi buhranlarla kıvranan kimseler de bir rahatlama, sevinç,
huzur günleri olan bayramlara kavuşmayı isterler.
Bize 1960’lardan sonra bir hastalık
gibi yayılan bayramlarda tatil yapma alışkanlığı bari hiç olmazsa sılayı rahim
yapmakta kullanılmalı, uzaklardaki ana babalar, dost ve akrabalar ziyaret
edilmelidir.
19 Haziran 2014 Perşembe
ÖMÜR DEDİĞİN..
Yeğenimin düğünü için memlekete gittiğimizde Trabzon Havalimanından bir otomobil kiraladık. Kiralama müddeti 5 günlüktü. Aman ne güzel etmişiz..Bu kiralık araba sayesinde hem düğün, hemde 3-4 günlük Rize tatili oldukça rahat geçti. Son gün arabayı teslim için Trabzon'a doğru giderken kiralama firmasından arayıp "Arabayı teslim etmeniz gerekiyordu " dediler. Tabii biz de yoldayız, geliyoruz dedik..Bu kısacık örnek ömür denilen şeye ne kadar benziyor değil mi? Size verilen süre içerisinde iyi veya kötü zamanların iç içe geçtiği bir ömür yaşıyorsunuz.
Günü saatı geldiğinde birileri size çeşitli şekilllerde "Gelmeniz gerekiyordu " diyor. Siz bunu çoğunlukla anlamıyor ve yaklaşan teslim günü için hiçbir hazırlıkta bulunmuyorsunuz. Derken aniden ölüm elçisi karşınızda bitiveriyor ve " Kiraladığın arabayı pardon ömrü geri ver bakalım " diyor.
İşte o vakit istersen ben vermem, ben gelmem de..Söyleyen dilin işlemez, duyan kulağın duymaz, gören gözün görmez olur. Sadece " Yoğun bakımda. Komada galiba? " derler. Artık ne yazık ki kiralanın şeyin kira müddeti bitmiş, emaneti geri verme zamanı gelmiştir.
İşte o zaman gerçek erlik ağlayıp dövünmek değil "Ölüm bana hande aleme matem " diyebilmektir.
Günü saatı geldiğinde birileri size çeşitli şekilllerde "Gelmeniz gerekiyordu " diyor. Siz bunu çoğunlukla anlamıyor ve yaklaşan teslim günü için hiçbir hazırlıkta bulunmuyorsunuz. Derken aniden ölüm elçisi karşınızda bitiveriyor ve " Kiraladığın arabayı pardon ömrü geri ver bakalım " diyor.
İşte o vakit istersen ben vermem, ben gelmem de..Söyleyen dilin işlemez, duyan kulağın duymaz, gören gözün görmez olur. Sadece " Yoğun bakımda. Komada galiba? " derler. Artık ne yazık ki kiralanın şeyin kira müddeti bitmiş, emaneti geri verme zamanı gelmiştir.
İşte o zaman gerçek erlik ağlayıp dövünmek değil "Ölüm bana hande aleme matem " diyebilmektir.
12 Ocak 2014 Pazar
BİR KANDİL GECESİNDE..
Bu gece Mevlid kandili...2014 yılının da ilk kandili..Yıl ilerledikçe mevlid kandilini Regaip, Miraç, Berat kandilleri ve 1000 aydan hayırlı Kadir gecesi takip edecek..
Kandillerimiz..Yüce dinimizin büyüklük göstergelerinden biri..Kandiller sayesinde tam dünyaya gark olmuşken birdenbire manevi bir iklime giriyor ve kendinizi bu yönde yenileme imkanı buluyorsunuz.
Düşünüyorum da eğer kandiller olmasaydı düşmüş olduğumuz bu gafletten nasıl uyanacaktık? Nasıl kendimize gelecektik? Dalmış olduğumuz bu uykulardan uyanmak için ta ramazanın gelmesini mi bekleyecektik?
Ne mutlu bu geceleri layıkıyla ihya edene..
Bize gelince bütün kandillerde olduğu gibi bu gece de pek bir şey yapamadık. Yatsı namazını cemaatle kıldık.Televizyondan Kuran ve mevlit dinledik..Duaya iştirak ettik..
Saat yarı geceye doğru koşarken birşeyler daha yapmaya çalışacağız.
Kaza namazı kılmak, meal de olsa Kuran okumak gibi..
Ne diyelim? Allahü Tealâ bize bu gecenin feyzinden istifade edenlerden eylesin.Amin..
Kandillerimiz..Yüce dinimizin büyüklük göstergelerinden biri..Kandiller sayesinde tam dünyaya gark olmuşken birdenbire manevi bir iklime giriyor ve kendinizi bu yönde yenileme imkanı buluyorsunuz.
Düşünüyorum da eğer kandiller olmasaydı düşmüş olduğumuz bu gafletten nasıl uyanacaktık? Nasıl kendimize gelecektik? Dalmış olduğumuz bu uykulardan uyanmak için ta ramazanın gelmesini mi bekleyecektik?
Ne mutlu bu geceleri layıkıyla ihya edene..
Bize gelince bütün kandillerde olduğu gibi bu gece de pek bir şey yapamadık. Yatsı namazını cemaatle kıldık.Televizyondan Kuran ve mevlit dinledik..Duaya iştirak ettik..
Saat yarı geceye doğru koşarken birşeyler daha yapmaya çalışacağız.
Kaza namazı kılmak, meal de olsa Kuran okumak gibi..
Ne diyelim? Allahü Tealâ bize bu gecenin feyzinden istifade edenlerden eylesin.Amin..
AŞK ÇAĞLAYANLARI: ŞEMSİ TEBRİZİ- 3
Konya
yolu üzerinde büyükçe bir kervansaray..Gündüzleri ekseriya boş olan bina şimdi
hınca hınç dolu. Bütün bir gün yol tepen yolcular bir iyice dinlenme
derdindeler. Yer varmış yokmuş kimin umurunda? Yerdeki hasırın üzerine kıvrılıp
yatan yatana..Kimileri uyuyor kimileri de avluda açık havada, yıldızların
altında sohbet eden Yunus Emre’nin halkasına katılmaya gidiyordu. Zaten bu
sıralarda bütün Anadolu Konya’da Mevlana Hüdavendigâr’la, Eskişehir’deki Yunus
Emre’nin etrafında halka halkalar..
Aşk
üzerine konuşuyordu Yunus Emre. Sohbeti sevgi üzerineydi:
-
Bu dünya sevgi üzerine kurulmuştur yarenler.. diyordu.
-
Sevgilerin kaynağı birdir. Çağıl çağıl akan sular birgün denize kavuşur.
Denizde dinginliğe ulaşır. Senin, benim, onun, hepimizin sevgileri bir ırmak
olur, bir havuzda toplanır. O derya ilahi aşk havuzudur. Bu havuz öyle bir
havuzdur ki suyu süt gibi aktır, kokusu miskü amber gibidir. Onun için içimizi
dışımızı temizleyelim yarenler. Böyle bir havuzda buluşmak istiyorsak
temizleyelim.
Bu
sırada halkanın dışında oturan iki kişi vardı. Birisi sanki sohbeti dinlemiyor
gibiydi ama işittiklerinden büyük bir zevk aldığı her halinden belliydi. Ara
sıra Yunus Emre’nin yüzüne bakıyor ve zaman zaman gözleri karşılaşıyordu. Yunus
dahi onda bir başkalık sezmişti. Karşıda öylesine sessiz duruşu bile Yunus’a
heyecan veriyordu.
Diğer
adam ise çok tuhaf birisiydi. Bacak bacak üzerine atmış, bulutlu gözlerle
Yunus’a bakıyor, bir eliyle de sık kara sakalını sıvazlıyordu. Yüzünde belirgin
bir kızgınlık vardı. Ya Yunus’a kızıyordu, ya da etrafında halka olanlara..
Yunus
tekrar söze başlamıştı ki adamın birdenbire yerinden fırladığı görüldü. Halkaya
doğru iki adım atarak:
-Yeter
be!
Diye
gürledi.
-
Aşk..Aşk..Aşk…Başka lâf bilmez misin sen?
Halkadakiler
şaşırdı, Yunus Emre şaşırdı, haklanın dışındaki diğer adam şaşırdı.
Duyduklarına inanamamış gibi şaşkın şaşkın adama bakıyorlardı. Adam bağırmasına
devam ediyordu:
-
Sabah kalktı aşk, akşam yattı aşk..Bu aşk dediğin nedir senin? Yenir mi ki?
Yunus
adama bir hoş baktı. Yüzünde kızgınlıktan hiçbir eser yoktu. Yalnızca derin bir
acıma hissi okunuyordu. Evet, Yunus Emre bu adama acıyordu.
Dudakları
kıpırdamaya başladı birden. Bütün canlılar kulak kesilmişti. Cansızlar
dinlemedeydi. Yunus Emre bir şiir okuyordu şimdi:
İştin
ey yarenler, aşk bir güneşe benzer
Aşkı
olmayan gönül, misali taşa benzer
Taş
gönülde ne biter, dilinde ağu tüter
Nice
yumuşak söylese, sözü savaşa benzer.
Aşkı
var gönül yanar, yumuşar muma döner
Taş
gönüller kararmış, sarp katı kışa benzer.
Ol
sultan kapusunda, hazreti tapusunda
Aşıkların
yıldızı her dem çavuşa benzer.
Geç
Yunus endişeden, gerekse bin bişeden
Ere
aşk gerek, evvel ondan dervişe benzer.
Yunus
susmuştu şimdi. Şiir okuması sona ermişti. Yunus söylerken sık kara sakallı
adamın yüzü görülmeye değerdi. Hiddetten kararmış, birbirine karışmış yüzünde
tuhaf bir şaşkınlık izleri belirmiş, sonra utançla kızarmış, en sonunda da sakallarına
kadar inen göz yaşlarıyla ağlamaklı olmuştu.
Bu
halde ne kadar kaldı bilinmez, gelip Yunus’un ellerine sarılmış, bağışlanma
talep etmişti. Yunus yüzünde o hiç eksilmeyen o hoş tebessüm, tutmuş adamı
omuzlarından kaldırmış,
-
Öyleyse otur da dinle, demişti.
-
Aşk üzre diyeceklerim henüz bitmedi.
Sohbet
halkasına biri daha katılmıştı şimdi. Can kulağıyla Yunus Emre’yi dinliyordu.
Gözlerinde o kötü izler yoktu. Sevgiyle bakıyordu çünkü.
Derken
başından beri dışarıda duran derviş de halkaya dahil oldu. Gözlerini yummuş,
Yunus’un sözlerini derin bir vecd içinde dinliyordu.
Ömür
biter Yunus’da söz bitmezdi ama vakit bir hayli geç olmuş, halkada dervişten
başka kimse kalmamıştı. Herkes birer birer sessizce kalkarak uyumaya gitmişti. Yunus
herkesin uzaklaştığını görünce dervişe döndü. Hoş bir tebessümle:
-
Yolunuz Konya’ya mı kardeş?
diye
sordu. Şimdiye kadar Şems’e nereden
geldiğini çok sormuşlardı. Hatta her şeye rağmen bir sır gibi sakladığı
istikametini soran da çıkmıştı ama hiç kimse gerçeği tahmin bile edememişti.
-
Evet kardeş..
-
Niyetimiz öyle..Kısmet olursa oraya da ulaşırız..
Yunus
sanki içini okuyordu. Kime gittiğini, kimin işin yollara düştüğünü biliyor
gibiydi.
-
Huzura varınca bizden selam söyleyin Hüdavendigâr’a. Onun görklü nazarı
kalbimiz aynasıdır.
-
Başım üzre..Hele o güneşin ışıkları bir düşsün üzerimize de..
Bir
an durup birbirlerine baktılar. Her
ikisi de o kısacık sürede neler düşündü neler..Şemsi Tebrizi “ İşte aradığın
gerçek Hak eri..” geçirdi içinden. Sanki yıllardır süren uzun yürüyüşün
bittiğini hissediyordu. Bir an koşup ellerine sarılmayı, ona tabi olmayı
düşündü. Ancak birden o söz geldi aklına: “ Her zamanın bir Muhammedi vardır.
Bu zamanın Muhammedi de Hazreti Mevlâna’dır. “ Bu söz değil miydi ona rehber olan.
Bu söz değil miydi bunca tozu yutturan ve yıllardır diyar diyar gezdiren..Hem
O’da fark etmişti bunu. Yolların Konya’ya bağlandığını anlamıştı.
Yunus’a
gelince bir tuhaf olmuştu şimdi. Bu nasıl bir kimseydi böyle? İnsana bir nazar
ediyor ve alıp alıp götürüyordu. O da bir an her şeyi terk etmeyi ve bu garip
adamın peşine takılmayı düşündü. “ Ayağının tozu olsam yeter bana “ diye
geçirdi içinden. Ancak neden sonra vaz geçti. Bu kutlu yürüyüşe ayak bağı
olmaktan korktu. Her ikisi de kararlarını vermişlerdi. Yavaşça ayağa kalktılar
ve kolkola girerek dışarı çıktılar.
Kervansarayın
geniş avlusunda iki gölge vardı şimdi.
Yıldızlı gök altında derin bir sohbete dalmışlardı. Handa herkes uyuduğundan
kimse onları duymuyordu ama sanki bütün gök ehli oraya toplanmış gibiydi. Halka
halka olmuşlar ve iki gerçek Hak erini dinliyorlardı.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






