Vakıf medeniyetimiz üzerine
Bu defa Osmanlı asırları ile zirveye çıkan vakıf medeniyetimiz üzerine konuşan üstadımız, Osmanlı'daki vakıf anlayışının geri gelmesi ve vakıf medeniyetinin yeniden doğmasıyla toplumda garip gureba kalmayacağını ileri sürdü.
Bu sav gerçekten çok iddialı gibi görünse de " Dağdaki aç kurtların bile düşünüldüğü, " serçeler için bile vakıf kurulduğu göz önüne alınırsa insan " Doğru söze ne denir ? " diye düşünüyor.
Ne yazık ki bu harika vakıf medeniyeti cemiyetimizin son ikiyüz yılda geçirmiş olduğu bir sürü transformasyonla hemen hemen yok olmuş, dev vakıflar tarümar edilmiş, vakıf malları yağmaya uğramıştır.
Fatih Sultan Mehmet'in bile bıraktığı vakıflar hiçe sayılmış, bir zamanlar en korkulan kul haklarından olan " vakıf malı yemek " alalade işlerden biri olmuştur.
Gerçekten de yok edilen, yağmaya uğrayan vafıkfların çapı çok büyüktür. Örnek mi isyiyorsunuz? : Bezmi Alem Valide Sultan vakfı..Garip gurebaya hastane yapılsın diye kurulan bu vakfın şimdilerde Vakıf Üniversitesine dönüştüğünü biliyoruz. Ancak ya malı- mülkü? Acaba kaç kişi içinde Terkos gölünün de bulunduğu arazinin bu vakfın malı olduğundan haberi var?
İSKi uzun yıllardır bu gölden çektiği suyu satıp para kazanırken Bezmi Alem Vakfı kimin aklına geldi?Halbuki Terkos suyu bedelinden asıl sahibine pay verilmiş olsaydı, bırakın hasta olanlarını, ortada sağlam garip gureba bile kalmayacaktı.
Bezmi Alem sadece bir örnek..İhya edilecek o eski vakıf medeniyeti devletin yüküne bile omuz verecektir.
Hatta dağlarda aç kurt bile kalmazcasına...