İBRAHİM ETHEM
Aşk ve feragatın zirvesi..Koskoca Belh Sultanı iken duyduğu bir söz üzerine saltanatını, tacını tahtını terkedip kendisini sahralara vurdu. Ardında neleri bıraktığını hiç düşünmedi. Bunu yaptığı için de tarih içinde belli belirsiz bir hükümdar olmadı. Yüzyıllara belkide millenyumlara damgasını vuran bir gönüller sultanı oldu.
Aslında Belh saraylarında ihtişam içinde yüzerken bile Hakk'ı, Hak aşkını arayan ve bu yolda kendisini bir hayli yol almış zanneden İbrahim Ethem bir sabah sarayın çatısından gelen gürültülerle uyanır. Pencereden başını uzatıp çatıda gezen bir adamı görünce seslenir:
- Behey adem ! Çatımda ne arıyorsun?
-Devemi kaybettim, onu arıyorum.
- Hay şaşkın! Hiç damda deve aranır mı? Onu sahrada arasana..
Gelen cevap sanki ruhunun ta deinliklerine kadar işler :
- Ya sen Hakk'ı böyle lüks içinde ararken benim devemi çatıda aramamın neresi tuhaf?
Çok fazla düşünmez İbrahim Ethem. Ailesiyle vedalaşarak hemen yola çıkar. Eşi, çocukları eteğine sarılır ama nafile. O çoktan kararını vermiştir. Üzerindeki yaldızlı elbiseleri bir çobana vererek onunkileri alır ve kendisini sahralara vurur. Yıllar geçtikçe hem içindeki Hak ateşi büyür hem de ünü diyardan diyara yayılır.Herkes bu aşk ve feragat sultanını görmek için can atmakta, ona mürit olmak istemeketedir. Ancak İbrahim Ethem şöhretten de şeytandan kaçar gibi uzaklaşır..
Bir gün yine yolu çöllere düşmüştür. Yanındaki yol arkadaşı parayla para kazanan zengin bir tefecidir. Bir yandan yoldaş bulduğu için sevinirken, bir yandan da kuşağında sakladığı altınlarını çalmasından korkarak geceleri bir gözü açık uyumaktadır. Virane bir yerden geçerlerken nerden çıktığı belli olmayan bir yılan adamı ısırıverir. Zehirin tesiriyle kısa zamanda kendisinden geçen adamı İbrahim Ethem tedavi eder. Önce yarayı emerek zehiri çıkarır. Sonra yanında taşıdığı otlardan sararak bir güzel temizler. Gerisi Allah'a kalmıştır. Günlerce kendisinden habersiz ,ateşler içinda sayıklıyan adamın başında durur. Sonunda iyileşerek gözlerini açan adam " Ne oldu bana? " dedikten sonra beline dalar. Çünkü aklına hemen altınları gelmiştir. İbrahim Ethem :
- Korkma, der, altınlarına hiç kimse ilişmedi.
Arkasından da ekler:
- Ben koca bir tacü tahtı bıraktım geride. Senin bir avuç altınını neyleyim?
Sonra da heybesini omuzuna vurup, asasını eline alarak gitmeye davranır. Adam yol arkadaşının kim olduğunu hemen anlamıştır.
- Dur gitme, beni de bekle, diye haykırır.
- Önce hayatımı kurtardın, şimdi de ruhumu kurtar....
.................... ........................
